3 Haziran 2012 Pazar

Yarın Çocuklarınız Gönüllü Birer Şii Propagandisti Olarak Karşınıza Çıkarsa Sakın Şaşırmayın!

Sünnî kesimlerin -tarih boyunca olduğu gibi şimdi de- Şiileri Sünnîleştirmek gibi bir derdi olmamıştır. Bu, Sünnîlerin Şii iddiaları karşısında donanımsız ve savunmasız olduğu şeklinde bir izlenim oluşmasına yol açıyor. Özellikle gençlerde bu algının hayli yaygın olduğunu gözlüyoruz. Bu durumun olumsuz psikolojik yansımaları oluyor. Gençler bu sebeple Şii propagandalara kolayca kanabiliyor. Bir tesbitimi aktarayım: Ülkemizde Türkçe olarak -telif veya tercüme fark etmez- Şia tenkidi konusunda neşredilmiş eserlerin adedi, Şia’nın Türkçe olarak neşrettiği eserler yanında hayli cılız kalır!
Ehl-i Sünnet itikadı konusunda hassasiyet gösteren ya da ayağını bu zemine basan kimselere ve kesimlere sesleniyorum: Yarın çocuklarınız gönüllü birer Şii propagandisti olarak karşınıza çıkarsa sakın şaşırmayın! Abarttığımı düşünenlere, özellikle üniversite öğrencilerinin gündemini nelerin işgal ettiğini, gençlerimizin kafasının ve kalbinin hangi sorularla karışmaya başladığını kontrol edin. Eğer bugün küçük bir azınlığın okuyup tartışarak Şii olduğu gerçeğinin üstünü örtmek mümkün değilse -ki değil! -, emin olun yarın bu sayı katlanarak büyüyecek. Ayağınızın altındaki zemini kaybediyorsunuz, ruhunuz duymuyor!
Yeni yetişen nesilleri Ehl-i Sünnet itikadı konusunda bilinçlendirecek kadrolar yetiştirmezsek, bir an önce bunun tedbirini almazsak, çok sürmez, 5-10 yıl sonra bu sütunlardan Şia’nın iddialarına tek tek cevap yetiştirmek zorunda kaldığımızda yavuz hırsızın ev sahibini bastırdığını ve sesimizin boğulduğunu göreceksiniz.
Açık ve net söylüyorum: Bütün alt dallarıyla Şia’nın itikadı, fıkhı, tarihi ve kültürü konusunda mütehassıs insanlar yetiştirmek bugün bu topraklarda yaşayan Ehl-i Sünnet duyarlılığına sahip insanlara farzdır. Tıpkı Ehl-i Sünnet itikadını modernist meydan okumalara karşı müdafaa edecek donanımlı kadrolar yetiştirmenin farz olduğu gibi.
Bu ülkenin gücü Şia’nın propagandalarına set çekecek kadrolar yetiştirmeye elbette yeter. İlmî mirasımız ve müktesebatımız noktasında da durumu dengeleyecek birikime fazlasıyla sahibiz. Yeter ki bu sahada kurumsal anlamda gerekli yatırımları yapacak imkâna kavuşalım.

Ebubekir Sifil 

Tamamı

24 Mayıs 2012 Perşembe

Sahabelere İftiralar

Büyük sahabelere iftira ve hakareti adet edinen Güneş gazetesi yazarı Rıza Zelyut “Peygamberimizin kızını kimler öldürdü?” başlıklı yazısında büyük sahabelere iftiralar ediyor. 
Ama öyle bir bölüm var ki, iftiranın da ötesinde. Ve o bölümü Haydar Baş’ın “Hz. Fatıma İcmal Yayıncılık sayfa: 365-366″ kitabından alıntıladığını söylüyor.

İşte O Bölüm: 
Okuyun Okuyabilir İseniz
Gelin, bundan sonrasını Hz. Ömer’in Muaviye’ye yazdığı meşhur mektuptan okuyalım:
‘Hz. Fatıma’nın cariyesi Fizze’ye dedim ki: ‘Ali’ye de ki: Hz. Ebu Bekir’e biat etmek için dışarı çıksın çünkü Müslümanlar ona biat etmişlerdir.’
Fizze: ‘Hz. Ali meşguldür.’ dedi.
Dedim ki: ‘Bu sözleri bir kenara bırak, ona de ki, dışarı çıksın; aksi takdirde içeri girip onu zorla çıkarırız.’
Bu sırada Fatıma odadan çıkıp kapının arkasında durdu ve şöyle dedi: ‘Ey yalancı sapıklar! Ne diyorsunuz? Ne istiyorsunuz?
Dedim ki: ‘Ey Fatıma!’
Fatıma: ‘Ey Ömer ne istiyorsun?’ dedi.
Dedim ki: ‘Neden amcaoğlun seni cevap vermek için göndermiş ve kendisi perdenin arkasında oturmuştur?’
Dedi ki: ‘Ey şaki (bedbaht)! Senin azgınlığın beni evimden dışarı çıkardı; hücceti sana ve diğer her sapığa tamamladı.’
Dedim ki: ‘Bu boş sözleri ve kadın hikayelerini bir kenara bırak; Ali’ye de ki dışarı çıksın; aramızda hiçbir dostluk ve ihtiram yoktur.’
Fatıma dedi ki: ‘Ey Ömer! Şeytanla mı beni korkutuyorsun? Oysa ki şeytanın hizbi güçsüzdür.’
Dedim ki: ‘Eğer dışarı çıkmazsa, ya çok odun getirerek bu evi içindekilerle yakacağım veya Ali sürüklenerek biate götürülecektir.’
Bu sırada Konfoz’un kırbacını alıp ona vurdum ve Halid bin Velid’e de ‘Sen ve adamlarımız odun getirin, ben onları yakacağım.’ dedim.
Fatıma dedi ki: ‘Ey Allah’ın düşmanı! Ey Peygamber’in düşmanı, ey Emir’ül – mü’minin Ali’nin düşmanı!’
Fatıma elleri ile kapıyı tutup onu açmama mani oluyordu; derken onu bir kenara ittim, yine bana mani olmaya çalıştı, bu defa kırbaçla onun ellerine vurdum, onu incittim, onun inilti ve ağlamasını duydum; neredeyse yumuşayacaktım ve kapıdan geri dönecektim. (…)  bu esnada kapıya bir tekme vurdum, Fatıma ise kapıya yapıştı; öyle şiddetle bağırdı ki Medine’nin alt üst olduğunu zannettim.’
(Kaynak kitap: Hz. Fatıma; Yazan: Prof. Dr. Haydar Baş, İcmal Yayıncılık, sayfa: 365-366)
Hamileliği ilerlemiş olan Fatıma Ana; işte  burada yediği dayakla çocuğunu düşürmüş, kendisi de kısa bir süre sonra genç yaşında vefat etmiştir.
Peygamberimizin kızına Ebubekir-Ömer ikilisinin yaptığı diğer haksızlıkları merak edenler; bu kitaba baksınlar.
Diğer önemli bir kaynak da şudur: ‘Örnek İslam Kadını Hazret-i Fatıma, Yazan Ayetulluh İbrahim Emini, Ensariyan Yayınları’


  İşte bu nedenle Cübbeli Hoca uyarıyor: Bu kişilerden, Meltem Tv gibi yayın organlarından uzak durun. Sahabe Efendilerimize hakaret ve iftira edenleri sizde deşifre edin, milleti uyarın, uyandırın.

    


22 Mayıs 2012 Salı

İslam ve Modernite Bir Arada Bulunamaz.

......  İslam modernistleri bize bunu söylüyor işte… Ahiretinize yatırım yaparken dünyanızı kaybediyorsunuz diyorlar. İkisini dengeli götürmek lazım. Ama bu bizi hiçbir zaman modern Batılı’nın geldiği seviyeye getirmez. Yani düşünün Müslüman’sınız, zenginsiniz, sermaye sahibisiniz ve İslam sizi infaka öyle bir teşvik ediyorki bir anda gözünüzü yumup bütün servetinizi tasadduk edebilmenizi istiyor. Hz. Ebubekir’i Hz. Osman’ı düşünün… 
Bu örnek insan tipini batıda da doğuda da göremezsiniz. Oysa bugün dünyada ayakta kalmak için sermayenizi korumakla bile yetinemezsiniz, durmadan büyümek zorundasınız. İşte o yüzden en başında söylediğim gibi İslam ve modernite bir arada bulunamaz. İslam’da isâr diye bir kavram var; ilk önce kardeşini kendine tercihi teşvik ediyor. Bu aslında infak ve tasaddukun zirvesidir. Müslüman yarınını düşünerek hareket eden insan değildir

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Şii Yayılmacılığı

İran bir taraftan bölgede inisiyatif ve etki alanını genişletmeye dönük politikalar izlerken, diğer yandan kadim ve genetik Sünni düşmanlığı refleksiyle Şii karakterli yayılmacı politika dip dalga halinde ilerliyor. Oysa düz mantıkla bakınca bölge ve dünya ölçeğinde İran’ın İslam Dünyası’nın desteğine ciddi biçimde ihtiyacı var. Hal böyleyken “mezhep ihracı” faaliyetinin hız kesmeden, hatta ivme kazanarak devam etmesi ilk bakışta çelişki gibi görünüyor.
Ancak mesele oldukça basit: İran, daha doğrusu Şia, İslam Dünyası’nda “kendisi olarak” varlığını ancak izole bir şekilde devam ettirebilir. Tarihî tecrübe de, bugünün gerçekleri de bunun böyle olduğunu gösteriyor. Buna mukabil küresel güçlere karşı “tek başına” direnme, hatta “kafa tutma” görüntüsü Şiilik propagandası eşliğinde yürütüldüğü zaman hem siyasî ve stratejik hem de mezhebi ve kültürel sahalarda aynı anda ilerleme kaydetmek mümkün hale geliyor. Sokaktaki insanın algısına hitap eden tek cümlelik netice şu oluyor: “Küresel hegemonyaya İslam adına direnmenin adresi İran’dır ve İran bunu sahip olduğu Şii arka plana borçlu.”
İzleyebildiğim kadarıyla tek bir uydu kanalında 20 civarında Şiilik propagandası yapan televizyon var. İzleyemediklerim de hesaba katılarak düşünüldüğünde rakamın ikiye-üçe katlanacağında şüphe yok. “Ne var bu kanallarda?” diye baktığınızda, 24 saat fasılasız Şiilik propagandası var. Bütün mesaisini Sünnîlik tenkidine sarf eden, bu sahada özel olarak yetiştirildiği anlaşılan kişiler, Sünnî kaynakları didik didik ederek işlerine geleceğini düşündükleri malzemeyi titiz bir şekilde cımbızlayıp seyirciye sunuyorlar.
Son örneklerden biri el-Fâhişe li’l-Vechi’l-Âhar li Âişe isimli paçavra. Televizyon kanallarında ve internette bu eserin yazarı tarafından Sünnî gençlerin beynine boca edilen yığınla tezvirat var. En hafifi, Hz. Aişe (r.anha) validemizin Efendimiz (s.a.v)’e taammüden eziyet ettiği bühtanı! Ağır ithamları zikretmeye ise dilim varmıyor; kitabın adı zaten muhtevasını yeterince ele veriyor. Elbette bu sadece örnek. Bunun gibi onlarcası tedavülde… (Ehl-i Beyt maskesi altında Şia’nın tezviratının önünü açanlar zil takıp oynasınlar…)
.......



11 Mayıs 2012 Cuma

Kabirler Üzerine Türbe Yapmak

....
“Ulemamızdan bazı şarihler şöyle demiştir: “Selef, insanlar ziyaret ve içinde oturarak istirahat etsin diye meşhur ulema ve meşayıhın kabirlerinin üstüne bina yapılmasının mübah olduğunu söylemiştir…”

Kabirler üzerine yazı yazmanın, bina yapmanın hükmü konusunda ulema arasında ittifak bulunmadığını, hükmün maksada göre değiştiğini önceki yazılarda görmüş olduk.
Son bir mülahazayla konu hakkında söyleyeceklerimi sonlandırayım: Kabirler üzerine bina yapma meselesini, günümüzde iki noktadan geçmişten farklı olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum:
İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, birey ve toplumların kabirdekilerle irtibatının önem arz ettiğini kimse inkâr edemez. Modern hayatta Müslüman birey ve toplum, kendisini, toprağın üstündeki hayattan daha çok toprağın altındaki hayatla Rabbine yakın hissediyor. Zira toprağın üstündeki hayat insanı Allah’tan uzaklaştırırken, toprağın altındaki hayat kişiyi Allah’a yaklaştırıyor.
Bir büyük velinin, bir amil âlimin, bir salih kişinin, bu dine hizmet etmiş bir tarihî şahsiyetin kabrini ziyaret etmenin ruhta oluşturacağı tedai, belki onlarca va’z-u nasihattan daha tesirli olur. Hepimiz bunu bir şekilde tecrübe etmişizdir. Dolayısıyla bunu garipsemek de, inkâr etmek de mümkün değil.

Öyleyse Allah ve Resulü’nün sevdiği, tarihimize silinmez izler bırakmış, İslamlığa ve insanlığa utulmaz hizmetler yapmış büyük zatların kabirlerinin kaybolması onlar için değil, ama bizim için büyük kayıp olacaktır. Kabirlerinin üzerine türbe yaparak onları öldükten sonra dahi hayatımıza aktif olarak katmanın, öldükten sonra dahi onların örnekliğinden, önderliğinden istifade etmenin, özellikle bizi sürekli ahireti olmayan bir dünya gayyasına çeken bu modern tuğyan ortamında çok farklı bir önem arz ettiği izahtan varestedir.
Kabirler üzerine türbe yapma uygulamasının bir de böyle bir açıdan değerlendirilmesinde büyük fayda var.

Vallahu a’lem…

Kaynak ve Tamamı

26 Nisan 2012 Perşembe

Modernitenin Din Algısı

Modern zamanların Müslüman kimliklerinde neleri eksik görüyorsunuz?
Modernitenin getirmiş olduğu din algısı hepimize bir miktar bulaştı. Ekonomiye bakışımızda, dünya yaşantımızda, kadın-erkek ilişkilerinde vb. bir çok alanda kendisini ortaya koyuyor. İmanımızda, algılarımızda, bilgi seviyemizde sorun var. İkincisi İslam’ın pratiğinden büyük ölçüde yoksun olduğumuz için o Müslüman bireyi bulamıyoruz. Bütün ölçüler Kur’an’ da.. İslami ilimleri yeterince hayatımıza entegre edemiyoruz. Akli (matematik, edebiyat, mantık ilmi vb) ve nakli (tefsir, kelam, hadis, fıkıh ilmi vb.) olarak ayırt etmeden ilim Çin’de olsa gidip öğrenmemiz gerekiyor. En önemli eksiğimiz bu..
Peki modernizme karşı en genel manada neler yapmalıyız?
Modern hayat çoğulcu bir toplum gerektiğini ve kimsenin bir başkasının yaşam tarzına müdahele etmemesi gerektiğini vurguluyor. Sen ona saygı duyacaksın, o sana saygı duyacak. Nasslar bize diyor ki emri bil ma’ruf nehyi anil münker yapmalısın, olgular ise hayır bir başkasının yanlışına saygı duyacaksın… Peki ama biz Müslüman’ız, bir başkasının yanlışına göz yumacaksak, onu güzel bir dille ikaz etmeyeceksek ne anlamımız kalır. Bu bizim sorumluluğumuz, bu bizim varoluş gayemiz.

22 Nisan 2012 Pazar

‘Kolaylaştırılmış Din’ Anlayışı

Mezheplerden Kurtulmak
Çağdaş müftüleri, mezheplerin dar çerçevesinden kurtulup daha serbest davranmaya, özellikle de Sahabe’nin alimlerinin görüşlerini esas almaya davet eden kolaylaştırma taraftarlarının bunu söylerken neyi amaçladıklarına dikkat etmek durumundayız. Burada, kendisini mezheplerin üzerinde gören bir tavır bulunduğunu tesbit etmek zor değil.
Fıkhî hükümleri yenilemek, yani “ıslah” ve “tecdid” adı altında “reform” yapmak isteyenlerin önündeki en büyük engel mezheplerdir. Yaşadığımız hayatı İslâmlaştırmaya çalışmak yerine, yaşadığımız hayata İslâm’dan onay aramak peşinde olanlar gayet iyi biliyorlar ki, insanımız mezheplere sıkı sıkıya bağlanmayı sürdürdükçe bunu yapmaları mümkün olmayacak.
Fıkhî hükümleri yenilemek adına hareket edenlerin “çağın problemlerine çözüm aramak” başlığı altında ortaya koyduğu hassasiyetlere katılmamak mümkün değil. Ama bu durum bizi, adeta bir panik havası içinde nerede ne bulursak almak gibi bir garabete de itmemeli.
Mezhepler Kur’an-ı Kerim’i ve Sünnet-i Seniyye’yi en doğru biçimde anlamanın yegane yolu olduğu için, tarih boyunca ortaya çıkmış büyük alimlerden hiçbirisi kendisini mezheplerden azade görmemiş, böyle bir tavrı aklından bile geçirmemiştir. İmam Gazzâlî, Takiyyüddîn Sübkî, İbn Dakîk el-Iyd, Kemalüddîn İbnu’l-Hümâm ve daha yüzlerce alim, içtihat yapabilecek seviyede oldukları halde “ben mezhepleri tanımıyorum” gibi bir tavır içinde asla olmamıştır. Tam aksine, bu büyük alimler uhrevî sorumluluk duygusu içinde hareket ederek mevcut yapıyı zedeleme anlamına gelecek her türlü davranıştan şiddetle uzak durmuşlardır.
Modern dönem müslümanlarının belki de en temel problemi şu: İçinde bulunduğumuz duruma nasıl geldiğimiz, niçin bu şartlarda yaşamak zorunda olduğumuz, dünyanın gidişatını tayin etme, ya da en azından etkileme konumuna gelebilmek için global ölçekte neler yapmamız gerektiği… gibi meselelere kafa yormak yerine, hasbelkader yaşamakta olduğumuz durumu Din’e onaylatarak rahatlamanın yollarını arıyoruz.
Sanki Din bizi, ne halde bulunuyorsak o halde rahatlatmak ve her halükârda tercihlerimizi onaylamak için gönderilmiş gibi, hayatımızı Din’e göre değil, Din’i hayatımıza göre ayarlamanın peşindeyiz sürekli. 

14 Nisan 2012 Cumartesi

İslamî Cemaatların, Tarikatların, Fırkaların Meşruiyeti

Hiçbir İslamî parçanın, tarikatın, hizbin, fırkanın, grubun, cemaatin, kliğin aşağıda sayacağım işleri yapmaya hakkı yoktur. Yaparlarsa meşruiyetlerini yitirirler.
1.Siyonistlerle, İsrail ile, onların gizli istihbarat teşkilatları ile, doğrudan doğruya veya dolaylı şekilde işbirliği yapmak.
2. Türkiye'yi yeniden bir Hıristiyan yurdu yapmak isteyen Teslisçilerle, bilhassa Siyonist Yahudilerden daha ziyade Siyonist olan Evangelistlerle işbirliği yapmak.
3. CIA ve MOSSAD ile işbirliği yapmak.
4. Sömürgeci emperyalist İslam düşmanlarıyla işbirliği yapmak, onlara faydalı olmak.
5. İslam'ın temellerinden, zaruriyatından ödün vermek.
6. Üzerinde mutlak icma bulunan "Allah katında tek hak, muteber, geçerli din İslam'dır" hükmüne aykırı sözler söylemek, İslam'dan başka da hak ibrahimî dinler vardır, onların bağlıları da ehl-i necat ve ehl-i Cennettir demek.
7. Sâlih olsun, fâsık olsun bütün mü'minleri tek bir Ümmet olarak kabul etmemek.
8. Allah katında Müslümanın derecesinin ve üstünlüğünün birinci ölçüsü olarak taqvayı kabul etmemek, onun yerine cemaat yandaşlığını getirmek ve bu suretle Kur'ana açıkça ters düşmek.
9. Zekatları Kur'ana, Sünnete, fıkha, Şeriata aykırı olarak toplamak ve aykırı olarak sarf etmek.
10. Aşırı derecede hizip ve fırka fanatizmi, holiganlığı, militanlığı yapmak.
11. Başlarındaki zevatı erbab haline getirip putlaştırmak.
Meşru olabilmeleri için bütün İslamî "parçaların" sahih itikat, Sevad-ı Âzam dairesi içinde bulunmaları gerekir.
Ehl-i Sünnet dairesi içindeki Müslümanlar din kardeşlerine taqiyye ve kitman yapamazlar.
Zekatların kimlere verileceği Kur'an-ı Azimüşşanın Tevbe suresinin 60'ıncı ayetinde çok açık, çok seçik, çok sarih bir şekilde bildirilmiştir. Bu ilahî emri çiğneyenler fasıktır, facirdir.
Kur'an bütün mü'minlerin kardeş olduğunu beyan etmektedir. Allahın tesis etmiş olduğu bu kardeşliği yıkanlar, zedeleyenler haindir, merduttur.
Allah bize, İslam düşmanlarını dost ve veli edinmeyiniz buyuruyor. Bu emri ve bu öğüdü dinlemeyip bunun tersine tutumlar sergileyenler ilahî sınırları aşmış olurlar.
İslamî, Kur'anî, Şer'î meşruiyetini kaybeden cemaatler, tarikatlar, gruplar ve parçalar rahmanî çeşitlilik dairesinden çıkmış olur.

07.04.2012 
Mehmet Şevket Eygi

10 Nisan 2012 Salı

Dindarları Tahfife Kalkışmak

“Biz herkese hakaret edelim. Halkın büyük çoğunluğunun saygı gösterdiği tarihi şahsiyetleri/din adamlarını biz tahkir edelim. Onları farklı şekilde tasvir edelim.. Bunu yaparken, hortumlanan bankalardan aktarılan milyonlarca liralık bütçeleri kullanalım. Ama kimse bize, iki çift laf edemesin. Edenleri hemen yargısız infaza tabi tutalım. Hatta mütedeyyin insanları tahkir etmek için, dini değerleri bile istismar edelim!”
Kim yapıyor bunları?
Kendilerini toplumun efendisi sayan, bir avuç azınlık.
Bunlar bir gün devletin derin bürokratı olarak karşımıza çıkıyor… Bir gün derin siyasetçisi olarak… Bir gün profesörü, bir gün aktristi.. Bir gün senaristi olarak!
 ....
Ortalığı velveleye vermek için, Kanuni Sultan Süleyman’ı, kendisine meze yapmaya kalkışıyor..
Kanuni’nin hayatını, gerçeğinden farklı göstermeye kalkışıyor.. Bu arada dini kavramları da hafife alıyor..
...
“Kanuni’nin Haremi hakkındaki bilgilerde somut bir dayanağım yok.. Uydurdum gitti” diyor..
Haydi uydurdun..
Peki, “uydurma” üzerine, dindarları tahfife kalkışmak da ne oluyor?  Kaynak





7 Nisan 2012 Cumartesi

İnsanlık Modernite İle Yoldan Çıktı

Gelenek-modernite bizi nereye götürür?
Modernite bir sapmadır. Aslolandan uzaklaşmadır. Biz asıl olana gelenek dersek, belki bir anlamada onu kategorize etmiş oluyoruz. Geleneğin miadı dolar mı? İslamiyet’i bir gelenek olarak görenler var. Aslında geleneksel ve modern olan birşey yok. İnsanoğlunun asırlardır yaşadığı bir dünya algısı var. Mümin müşrik farketmez, o hayat algısı diyor ki; şuan tanık olduğumuz küreselleşmeyi tarih boyunca görmedik. Modern zamanlarda idrak ettiğimiz kitlesel ölümlere daha önce şahit olmadık. İki dünya savaşında 100 milyon insan öldü. Yani şuan vardığımız sonucun, insanoğlunun yoldan çıkmış halinin sebebi modernitedir.
Modernite içinde kalarak Müslümanca bir modernlik oluşturmak mümkün değil mi?
Hayır değil. Çünkü modernitenin üzerine oturduğu temel protestanlıktır. Bunda katolisizmin de etkisi var. Onun Batı’da toplumda üzerinde kurduğu dayanılmaz bir baskı vardı. Bu süreci yaşayan batılı insanlar dini, hayatın dışına itmeye başladılar. Kiliseden bağımsız kalınarak hala dindar olunabileceğini söylediler. 
Bu bir eşikti ve eşik protestanlığın katolikliği devre dışı bırakmasıyla aşıldı. Protestanlık bireyin din yorumunu öne çıkardı. Aydınlanma Çağı’na gelince protestanlığın katolilisizme yönelttiği tenkid, bütün olarak akıl tarafından dine yönlendirildi. Bu defa din kurumu yani kilise hedefe konuldu. İnancın yerini bilim, kilisenin yerini seküler kurumlar aldı. Din bütün olarak devre dışı kaldı. Artık amentü diye birşey varsa onu da bilim yazacak zaten gelinen noktada şuan insanı aşan bir amentü de yok. Aydınlanmayla birlikte insanoğlunun hayatına ahireti hiçe sayan sekülerizm girdi. Dindışılık ya da dünyaya özgülük insanının çıkarlarını merkeze alan zihniyete iyice yerleşti. Sekülerizm din eksenli ya da dünya ötesi bir yaşamı kabul etmiyor. Ruhu olmayan seküler maddesel insanı ortaya çıkarıyor. Ekonomik olarak ne düşünüyorsa aslolan odur.

2 Nisan 2012 Pazartesi

Ayet Bulunan Kitapları Abdestsiz El Sürmek

İslam ve Modernite Yanyana Duramaz.

Modernlik bize her türlü tüketim kültürünü aşılıyor. Bir yandan müslüman bir kimliğimiz var. Müslümanca bir modernlik oluşturmak mümkün değil mi?

İslam ve modernite yanyana duramaz. Teorik olarak dahi böyle olabileceğini düşünmek tatmin edici değil. Söz gelimi kadın-erkek ilişkileri, kadının toplumdaki yeri ve rolü.. 
Modern Müslüman kadın, eğitim görmüş entelektüel yanı gelişmiş, erkekle birlikte iş sahasında olmak istiyor. Dışardaki hayatı erkekle birlikte inşa etmek istiyor. Buna İslam’dan imkan arıyor. Burda vakıa ile naslar çatışıyor. Böyle bir durumda nassı tevil etmeye çalışıyoruz. Olguyu esas kabul ettiğimiz için, onu değiştirmeyi düşünmüyoruz da, nassı bir şekilde olguya dönüştürmek için çabalıyoruz. Oysa doğru olan olguyu nassa uydurmaktır. Allah’ın rızasını arayan bir insan için aksi söz konusu olamaz.
Tamamı

29 Mart 2012 Perşembe

Bozuk Din Kitabındaki Tabirler

Kullanılan kelime ve tabirler:
Reformcu yazarın sık sık kullanıldığı kelimelerden bazılarının anlamları:

İslam literatürü: İslam edebiyatı anlamında ise de, kasten İslam dini için kullanıyor.

İslami görüş, İslam düşüncesi, Kur’ani görüş: Dinî hüküm için kullanıyorsa da, böyle söylemek küfürdür, çünkü İslamiyet görüş değildir, Allahü teâlânın bildirdiği hükümlerdir. İslam âlimlerine göre, (İnsanın, akıl, şuur, hafıza, görüş ve düşünce gibi yaratılmış olan sıfatlarını Allah’a vermek küfürdür.)

İslamî gelenek: İslamiyet’in hükümlerini sulandırmak, hafife almak, geçersiz olduğunu göstermek için böyle çirkin ifade kullanıyor.

Sünnî gelenek: Ehl-i sünnetin icma ettiği hüküm anlamında kullanıyor. Hükmü basitleştirmek ve önemsiz hâle getirmek için gelenek tabirini kullanıyor.

Geleneksel İslam: İslam dini, İslam şeriatı anlamında kullanıyor. Bunu önemsiz hâle getirmek için geleneksel diyor.


Bunlara da göz atabilirsiniz

Blog Widget by LinkWithin